eskiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eskiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Şubat 2014 Çarşamba
fay kırığı
mehmet eroğlu'nun fay kırığı adında bir üçlemesi var. geçenlerde arkadaşım şükran (kendisi yalıkavak'ın en harbi kitapçısı librum'un sahibidir) tavsiye ettiydi, onun önerilerini sevdim hep. ilki mehmet üçlemenin, aldım: hakkaten de çok severek okudum. kitap ülkemizde son 10 yılda yaşanan servet değişim öykülerinden birini anlatıyor özetle, ama mehmet eroğlu iyi anlatıcı. karakterler esaslı, güzel geliştirilmiş. diyaloglar da öyle. gerektiği kadar. duygular ya...onlar da romanın içinde. kitabı okudum, bitti. aklıma kemal tahir geldi. bilemem benzetilir mi ikisi, ama toplumsal değişimleri romanlarında hiç sakilleşmeden ve bu değişimlerle ilgili kati fikri olarak yerleştiren ama bunu yaparken de karakterlerinden zerre taviz vermeden onları geliştirip bu toplumsal değişimlere kurban etmeyen yanlarıyla çok benzeş olduklarını düşündüm. birşeyin propagandası değil, güzel edebiyat okuduğun. herkes sevmeyebilir ama ben seviyorum bunu. her ikisine de buradan saygı.
şimdi 2. kitap emine ve 3. kitap rojin. ilk kitapta da var bu karakterler ve meraktan ölüyorum ama babamın geçmişte kemal tahir kitaplarına yaptığı gibi hemen bitirmemek için araya başka kitap aldım. babamı da buradan özlemle anıyorum. benim için kemal tahir biraz da odur. mehmet eroğlu da benden sonraya kalan öneri olsun.
19 Ocak 2014 Pazar
su gibi
kitabı su gibi okumak, elindeki işi bitirip kitabını alıp oturmak benim için kitap okumak demek. bazen dikkatsiz olabiliyorum ama benim için kitap böyle okunur. böyle okuyunca da kitapların bende yarattığı hissi hiç unutmam. kitabın konusunu unuturum ama hissi asla. mesela herman hesse'nin bozkırkurdu: aşkınlık, çaresizlik, özlem, merak.
işte ne zamandır böyle kitap okumaya hasretim. hani çok satanlar gidiyor çıtır çerez ama kesmiyor. iyi edebiyat içimde duyguları ateşliyor. şapka çıkarıyorum, önünde saygıyla eğiliyorum.
son zamanlarda 2 kitap, hem de aynı anda bu zevki uyandırdı içimde.
ilki zeynep oral'ın metis'ten çıkan direniş ve umut reha isvan adlı kitabı. reha isvan farklı bir kadın. adalet ağaoğlu'nun ölmeye yatırdığı aysel'le kuşakdaş ama reha hanım'ın ölmeye yatmak gibi bir motivasyonu hiç yok. bu durumu küçük görmüyorum, ya da reha hanım'ı boyun eğmiş addetmiyorum. aysel kendisinden kadınüstü/insanüstü beklentilerden boğulmuş, kendi olmayı ise nasıl yapacağını bilemez durumdaydı ki ölmeyi tercih ediyor, daha doğrusu o ölüm öncesi muhasebeyi yapıyordu. belki yeniden doğmak için. sanırım reha isvan'da sevgi ile büyümenin getirdiği bir cömertlik var, bir coşku var. böyle insan için hayat sanırım vermekle de çok ilgili. sende bolca olanı paylaşmak...kimbilir. kişisel tahlilini yapmak bana da düşmez ama ben vermenin bolca almış olmakla da alakası olduğunu biliyorum.
ikinci kitap da şebnem işigüzel'in iletişim'den çıkan venüs bir aile tarihçesi, bir yaşamöyküsü. ben ilk kez şebnem işigüzel'in çöplük'ünü okuyunca apışıp kalmıştım. hayattan sefalet adına payıma düşen çok değil şimdilik, hakikaten gözlerim faltaşı gibi olmuştu, mümkün olsa gözümü kapatarak okuyacağım...ama hikaye anlatmak öyle güçlü birşey işte! kitabı ilgi ve merakla okuyup bitirdim. insanların sefalette, sefahatta birbirine bağlanması ve birbirini satması sevgiyle; onu ilk kez düşündüm. kurgu ile gerçek bir midir? bilmiyorum. çöplük'teki gibi karakterleri tanıyabilir miyim, bilmiyorum. sanırım hayır. o yüzden gerçek ne olur, onu da demek güç. sonra bu venüs çıktı piyasaya. az biraz bekledim ama çöplük'ü okuduğum zevk de aklımda, aldım kitabı. bu kitabın arkasında kendisini şeker şerbet diye tanımlayışı var. doğrudur belki ama kemalettin tuğcu gibi yerleri de var. bana melodramatik gelmedi, yalan yok. olması gerekiyordu, oldu. iyimser mi ki roman? ben öyle demezdim. insanların insanlara kurduğu hapisler, tımarhaneler insanları derbeder ediyor. bu bahsettiğim her iki romanda da baki. beni de bu kahrediyor zaten.
işte bunlar bana eski zevki hatırlatanlar. devamı olursa haber ederim.
işte ne zamandır böyle kitap okumaya hasretim. hani çok satanlar gidiyor çıtır çerez ama kesmiyor. iyi edebiyat içimde duyguları ateşliyor. şapka çıkarıyorum, önünde saygıyla eğiliyorum.
son zamanlarda 2 kitap, hem de aynı anda bu zevki uyandırdı içimde.
ilki zeynep oral'ın metis'ten çıkan direniş ve umut reha isvan adlı kitabı. reha isvan farklı bir kadın. adalet ağaoğlu'nun ölmeye yatırdığı aysel'le kuşakdaş ama reha hanım'ın ölmeye yatmak gibi bir motivasyonu hiç yok. bu durumu küçük görmüyorum, ya da reha hanım'ı boyun eğmiş addetmiyorum. aysel kendisinden kadınüstü/insanüstü beklentilerden boğulmuş, kendi olmayı ise nasıl yapacağını bilemez durumdaydı ki ölmeyi tercih ediyor, daha doğrusu o ölüm öncesi muhasebeyi yapıyordu. belki yeniden doğmak için. sanırım reha isvan'da sevgi ile büyümenin getirdiği bir cömertlik var, bir coşku var. böyle insan için hayat sanırım vermekle de çok ilgili. sende bolca olanı paylaşmak...kimbilir. kişisel tahlilini yapmak bana da düşmez ama ben vermenin bolca almış olmakla da alakası olduğunu biliyorum.
ikinci kitap da şebnem işigüzel'in iletişim'den çıkan venüs bir aile tarihçesi, bir yaşamöyküsü. ben ilk kez şebnem işigüzel'in çöplük'ünü okuyunca apışıp kalmıştım. hayattan sefalet adına payıma düşen çok değil şimdilik, hakikaten gözlerim faltaşı gibi olmuştu, mümkün olsa gözümü kapatarak okuyacağım...ama hikaye anlatmak öyle güçlü birşey işte! kitabı ilgi ve merakla okuyup bitirdim. insanların sefalette, sefahatta birbirine bağlanması ve birbirini satması sevgiyle; onu ilk kez düşündüm. kurgu ile gerçek bir midir? bilmiyorum. çöplük'teki gibi karakterleri tanıyabilir miyim, bilmiyorum. sanırım hayır. o yüzden gerçek ne olur, onu da demek güç. sonra bu venüs çıktı piyasaya. az biraz bekledim ama çöplük'ü okuduğum zevk de aklımda, aldım kitabı. bu kitabın arkasında kendisini şeker şerbet diye tanımlayışı var. doğrudur belki ama kemalettin tuğcu gibi yerleri de var. bana melodramatik gelmedi, yalan yok. olması gerekiyordu, oldu. iyimser mi ki roman? ben öyle demezdim. insanların insanlara kurduğu hapisler, tımarhaneler insanları derbeder ediyor. bu bahsettiğim her iki romanda da baki. beni de bu kahrediyor zaten.
işte bunlar bana eski zevki hatırlatanlar. devamı olursa haber ederim.
25 Eylül 2012 Salı
neşet ertaş
eski bir arkadaşım çok bahseder ve çok çalardı ondan. ben de tanımaya başladım. dostlar korosu ile daha çok türkü dinleyip söylemeye başladım. o zaman daha yakından tanıdım. babası gibi mahir, aydınlık neşet ertaş'ı kaybetti dünya. sesi baki kalsın.
28 Mart 2012 Çarşamba
kütüphane haftası
sokaklarda reklam panolarında gördüydüm, unuttum. sonra birdolapkitap'ta gördüm: bu hafta kütüphane haftası. çocukken annem sayesinde, sonra ortaokul ve lisede okulumun harika kütüphanesi sayesinde çok vakit geçirdim kütüphanede. ancak liseden sonra gittiğim üniversitenin güdük kütüphanesi beni hayal kırıklığına uğrattı, o alışkanlığımı kaybettim. daha sonra boğaziçi üniversitesinin kütüphanesine gittim ama birkaç kez.
benim için kütüphane bir yaşam alanıdır. mümkünse yerleri halı kaplıdır ki ses yankı yapmasın. çocukken gittiğim çocuk kitaplığında yer ahşaptı, o da güzeldi. bu husus orayı ev gibi yapıyor, böylece kütüphaneyi benimsemek de daha olası, çok gürültü de olmaz. oturacak rahat koltuklar olmalı. isteyen için çalışma masası ve sandalyeler de. rahat koltuklar kütüphanede geçirilecek zamanı artırabilir. farklı zevklere hitap eden süreli yayınlar da aynı işi görür. belki bu tür yemlere ne gerek var diyebilirsiniz, ama bence var. insan zevk almalı okuma eyleminden, kütüphaneye gitmekten. yani kütüphane yaşayan bir yer olmalı, orada sevgili ile bile tanışılmalı, gençler orada bulunmaya can atmalı, temiz ve iyi aydınlatılmalı, sıcak olmalı, sessiz olmalı.
kitaplara gelince...açık raf sistemi esas ve ödünç alma mutlaka olmalı, başka türlüsü kütüphane değil bence. kütüphanede tüm yerli ve yabancı klasikler, başvuru kaynakları, günlük gazeteler ve süreli yayınlar ile çağdaş yazarlar olmalı, her sene okurlardan talepler toplanarak koleksiyon zenginleştirilmeli. herkesin her türlü kitabı okumak hakkı vardır, kütüphanelerde milliyetçi muhafazakar yazarlar kadar sosyalist, nihilist, anarşist, LGBT, feminist, şizofren, vs yazarların kitapları da olmalı. kütüphane belli bir yaş grubuna hitap ediyorsa bu göz önüne alınmalı. kütüphanenin idealist bir memuru olmalı, mekanına ve kitaplarına sahip çıkmalı. okurlar da mekana bağlanmalı ve sahip çıkmalı.
böyle bir kütüphane biliyorsanız bana da haber verir misiniz? hepsi olmasa da olur. ben kendi adıma beşiktaş belediye kütüphanesine bir bakacağım. herkes birbirine kütüphanelerle ilgili görüşlerini bildirirse belki daha fazla kütüphane ziyareti yaparız, bu çok hoşuma gider!
benim için kütüphane bir yaşam alanıdır. mümkünse yerleri halı kaplıdır ki ses yankı yapmasın. çocukken gittiğim çocuk kitaplığında yer ahşaptı, o da güzeldi. bu husus orayı ev gibi yapıyor, böylece kütüphaneyi benimsemek de daha olası, çok gürültü de olmaz. oturacak rahat koltuklar olmalı. isteyen için çalışma masası ve sandalyeler de. rahat koltuklar kütüphanede geçirilecek zamanı artırabilir. farklı zevklere hitap eden süreli yayınlar da aynı işi görür. belki bu tür yemlere ne gerek var diyebilirsiniz, ama bence var. insan zevk almalı okuma eyleminden, kütüphaneye gitmekten. yani kütüphane yaşayan bir yer olmalı, orada sevgili ile bile tanışılmalı, gençler orada bulunmaya can atmalı, temiz ve iyi aydınlatılmalı, sıcak olmalı, sessiz olmalı.
kitaplara gelince...açık raf sistemi esas ve ödünç alma mutlaka olmalı, başka türlüsü kütüphane değil bence. kütüphanede tüm yerli ve yabancı klasikler, başvuru kaynakları, günlük gazeteler ve süreli yayınlar ile çağdaş yazarlar olmalı, her sene okurlardan talepler toplanarak koleksiyon zenginleştirilmeli. herkesin her türlü kitabı okumak hakkı vardır, kütüphanelerde milliyetçi muhafazakar yazarlar kadar sosyalist, nihilist, anarşist, LGBT, feminist, şizofren, vs yazarların kitapları da olmalı. kütüphane belli bir yaş grubuna hitap ediyorsa bu göz önüne alınmalı. kütüphanenin idealist bir memuru olmalı, mekanına ve kitaplarına sahip çıkmalı. okurlar da mekana bağlanmalı ve sahip çıkmalı.
böyle bir kütüphane biliyorsanız bana da haber verir misiniz? hepsi olmasa da olur. ben kendi adıma beşiktaş belediye kütüphanesine bir bakacağım. herkes birbirine kütüphanelerle ilgili görüşlerini bildirirse belki daha fazla kütüphane ziyareti yaparız, bu çok hoşuma gider!
26 Aralık 2011 Pazartesi
sonerişko
ilk ne zaman karşılaştık tam bilemiyorum. herhalde işyerindedir. ama ilk bir haziran akşamı öpmüştüm seni ve sen de "cesaretin var mı aşka" demiştin. korkmadığım için mutluyum.
13 Ekim 2011 Perşembe
soldan sağa: deniz, kuzey, serma, yeliz, enver, ışıl, belen, enzo, devrim, soner.
biz belenle otostop çekerdik göztepe sapağından. bıçkın bir arkadaştı. permalı uzuuun saçları vardı bakırköy deniz otobüsünde deniz otobüsü beklerken. Yelizişkonun da tozlukları ve renkli yüzüklerini hatırlıyorum, uzun sarı saçlarını bir de, her daim bakımlı, makyajlı arkadaşımız o bizim. bendeniz de değiştim elbet yalnız saç baş aynı. etek giymem yeniliktir sanırım. ancak o kadar yakından takip ediyorum ki kendimi, bilemedim nasıl değiştim?
yeniler deniz, kuzey, enzo ve ablaları devrim... artık onlar da kendilerine bakar neydim ne oldum derler belki.
sardunya'dan fanila..
nerden yazmak isteği geldi biliyor musun? sardunya'da (http://sardunya.blogspot.com)beyaz fanila resmi gördüm, ordan. bu fanila adı ve resmi bende çocukluğuma ait, tanıdık, güvenlikli, sıcak ve korunup kollandığım bir zamanı hatırlattı ve çok hoşlandım bundan. ben de çocukken böyle fanilalar giyerdim, kendinden fitilli çift arslan marka, "teri çok iyi çekiyor" derdi ananem. Sonra iyice büyüdüğümde, artık neyi nasıl giydiğim ve ne kadar etim görünürse o kadar güzel olacağımı düşündüğüm bir aralar ( bu bende epey geç oldu sanırım, üniversitedeydi sanırım) fanila giymeyi bıraktım ama artık geçen sene "sırtlarım" o kadar üşüdü ki şimdi bodyler var ya onlardan giyiyorum soğuklarda. içim ısınıyor.Oturma odasında battaniyeler duruyor şimdi, ikimiz birinin altında diğer ikimiz de öbürünün. Kızlar ayaklarını popoma iliştirir, ısınırlar. Demek bir benim için değil herkes için de güzelmiş bu ısınma.
Sıcak olmak benim için güvende olmak, korunup kollandığını ve sevildiğini bilmek demekmiş, anladım. birinin dikkatini ve ilgisini bana vermesi demek ve bu beni mutlu kılıyor. şimdi ben de çocuklarıma sarılıp onları ısıtıyorum. üstlerini giydiriyorum. artık sonbahar, body giysinler, fanila giysinler diyorum. ne gördüysem onu yapıyorum.
Sıcak olmak benim için güvende olmak, korunup kollandığını ve sevildiğini bilmek demekmiş, anladım. birinin dikkatini ve ilgisini bana vermesi demek ve bu beni mutlu kılıyor. şimdi ben de çocuklarıma sarılıp onları ısıtıyorum. üstlerini giydiriyorum. artık sonbahar, body giysinler, fanila giysinler diyorum. ne gördüysem onu yapıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
